Nezihe Meriç

Nezihe Meriç: Türk Edebiyatının Öncü Kadın Yazarlarından Biri
Nezihe Meriç, 28 Şubat 1924’te Bursa’nın Gemlik ilçesinde doğdu. Babası karayolu mühendisi Halis Bey, annesi Fatma Muattar Hanım’dı. Çocukluğu Anadolu’nun çeşitli kentlerinde geçti. Ortaokulu Kırşehir’de, liseyi 1943’te Eskişehir Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Türkoloji ve Felsefe okudu ancak 1945’te yarıda bıraktı. Piyano dersleri aldı ve sekiz yıl Heybeliada İlkokulu’nda müzik öğretmenliği yaptı.
1952-1972’de Salim Şengil’in Dost dergisi ve yayınlarını yönetti. 1956’da Şengil ile evlendi ve Aslı adlı bir kızı oldu (1962). Nazım Hikmet’in kitabını yayımladıkları için hapis cezası aldı, 1968-1974’te kaçak yaşadı ve 1974 affıyla özgürleşti. İlk yazısı 1945’te İstanbul Dergisi‘nde yayımlandı. İlk öykü kitabı Bozbulanık (1953) ile tanındı.
Edebiyat kariyerinde öykü, roman, oyun, çocuk kitabı ve anı türlerinde eserler verdi. Şiirsel üslubuyla yalnızlık, kadın ve çocuk sorunlarını işledi. Önemli eserleri: Bozbulanık, Topal Koşma, Menekşeli Bilinç, Dumanaltı, Bir Kara Derin Kuyu, Korsan Çıkmazı, Alacaceren, Sular Aydınlanıyordu (sahnelenen oyun), Küçük Bir Kız Tanıyorum dizisi. Eserleri yurt dışında antolojilerde yer aldı.
Ödülleri: Türk Dil Kurumu Ödülü (1962), Sanat Sevenler Derneği Ödülü (1969), Sait Faik Hikâye Armağanı (1990), Sedat Simavi Edebiyat Ödülü (1998), Mersin Kenti Edebiyat Ödülü (2007). 1990’larda çocuk kitaplarına odaklandı. 18 Ağustos 2009’da İstanbul’da kanserden öldü ve Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.
Modern Türk edebiyatının “özgür ruhlu kalemi” olarak nitelendirilen Nezihe Meriç, sadece bir yazar değil, aynı zamanda Cumhuriyet kuşağının modernleşme sancılarını ve kadının toplumdaki varoluş mücadelesini zarafetle işleyen bir anlatı ustasıdır.
İşte 1924’te Gemlik’te başlayan ve dünya edebiyatına uzanan o derinlikli yaşam öyküsü:
Çocukluk ve Şekillenme Yılları: Anadolu’nun Tozu ve Sanatın Sesi
28 Şubat 1924’te Bursa, Gemlik‘te dünyaya gözlerini açan Nezihe Meriç’in karakteri, bir yol mühendisi olan babasının peşinde Anadolu’yu karış karış gezerek şekillendi. Bu göçebe yaşam tarzı, ona fildişi kulesinden değil, halkın içinden bir gözlem yeteneği kazandırdı.
Babasının sadece bir mühendis değil; resim yapan, keman çalan ve edebiyata tutkun bir entelektüel olması, Nezihe’nin evdeki iklimini belirledi. Akranları sadece ders kitaplarıyla meşgulken, o hayatın ve sanatın çok sesliliğiyle büyüdü. Eskişehir Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi’nde Türkoloji ve Felsefe eğitimi alsa da, kalbindeki yaratıcılık onu akademik sınırların dışına itti ve 1945’te okuldan ayrıldı.
Edebiyat Sahnesine Giriş ve “Seçilmiş Hikâyeler”
Meriç’in edebiyat dünyasındaki ayak sesleri 1950 yılında, Seçilmiş Hikâyeler dergisinde yayımlanan “Bir Şey” adlı öyküsüyle duyuldu. O dönemde Türk öykücülüğü daha çok toplumcu-gerçekçi bir çizgideyken, Meriç bireyin iç dünyasına, bilinç akışına ve duygu durumlarına odaklanarak taze bir soluk getirdi.
1956’da hayatını yayıncı Salim Şengil ile birleştirmesi, hem özel hayatında hem de yazı serüveninde yeni bir dönemi başlattı. Ankara’ya yerleşen yazar, eşiyle birlikte Dost dergisi ve Dost Yayınları’nda edebiyatın mutfağına girdi.
Zorlu Yıllar: Cezaevi ve “Kaçak” Yaşam
Nezihe Meriç’in hayatı sadece edebi başarılarla değil, ideolojik baskılarla da sınandı. 1968 yılında, sorumlu müdürlüğünü yaptığı yayınevinin Nâzım Hikmet eserlerini basması nedeniyle yargılandı. Bu süreçte hapis cezası aldı ve bir buçuk yıl hapis, altı ay sürgün cezasına çarptırıldı. 1974 yılındaki genel affa kadar “kaçak” bir hayat sürmek zorunda kaldı. Ancak bu baskı yılları bile onun kalemini köreltemedi; aksine gözlemlerini derinleştirdi.
Yazın Dünyasındaki İzleri: Kadın, Umut ve Çocuklar
Nezihe Meriç’i çağdaşlarından ayıran en büyük özellik, kadın kahramanlarını “kurban” olarak değil, yaşam sevincini koruyan dirençli bireyler olarak kurgulamasıdır.
Kadın Meselesi: Eğitimli-eğitimsiz ayrımı yapmadan, kadının evdeki sıkışmışlığını, annelik ve eşlik rollerinin yarattığı çatışmaları estetik bir dille anlattı.
Çocuk Edebiyatı: 1990’lı yıllardan itibaren çocukların dünyasına yöneldi. Onlarla empati kurabilen, didaktik olmayan ama ufuk açıcı eserler verdi.
Üslup: Onun dili “şiirsel bir düz yazı” gibidir. Kelimeleri seçerken gösterdiği titizlik, Türkçenin tüm renklerini eserlerine yansıtmıştır.
Ölümsüzleşen Eserleri ve Ödülleri
Meriç, yaşamı boyunca emeğinin karşılığını en prestijli ödüllerle taçlandırdı:
Korsan Çıkmazı (1962): TDK Roman Ödülü.
Bir Kara Derin Kuyu (1990): Sait Faik Hikâye Armağanı.
Yandırma (1998): Sedat Simavi Edebiyat Ödülü.
Önemli Kitapları:
Öykü: Bozbulanık, Topal Koşma, Menekşeli Bilinç, Dumanaltı, Çisenti.
Roman: Korsan Çıkmazı, Boşlukta Mavi.
Oyun: Sular Aydınlanıyordu.
Son Perde
2005 yılında yol arkadaşı Salim Şengil’i kaybeden Meriç, 18 Ağustos 2009 tarihinde İstanbul’da kansere yenik düşerek aramızdan ayrıldı. Arkasında bıraktığı en büyük miras, her türlü karanlığa rağmen “umudu diri tutan” o eşsiz anlatım tarzıdır.
Nezihe Meriç’in eserlerindeki bu kadın perspektifi veya 1950’li yılların Ankara edebiyat ortamı hakkında daha detaylı bir inceleme yapmamı ister misiniz?











